''Tesadüfen dikildim,
Asırlarca büyüdüm,
İnleyerek yıkıldım!''
Sanırım bir ağaç dilimizi konuşmasını bilseydi, hayatını böyle anlatırdı....
Bu yazıyı nedense birisine hediye etmek geldi içimden. Çok düşündüm ve sonunda buldum:
''Hani Temmuz'daki Manavgat orman yangınının ardından bir şahış demişti ya, adını bilmiyorum, 'Yanan ormanlarla birlikte keneler de yanmıştır!' İşte o sahısa hediye ediyorum bu yazıyı. Keneler için de Allah rahmet eylesin!:-)''
Bu kez gezim günübirlik bir gezi, bugüne kadar belki de daha önce en az 10 kez yürüdüğüm, doğa yürüyüşü sevenlerinin yakından bilip, tanıdığı Likya Yolu'nun bir parçasına uzanıyor. Olympos - Adrasan arasındaki yürüyüş rotası: Bu kez bu rotayı yürümem, diğerlerinden farklı idi. O güzelim kızılçam, çilek ağacı ormanları, Sonbaharın güzelliği olan Siklamenler (Dağ Menekşesi), bu kez yerini küllere bırakmıştı. Olympos'tan Musa Dağı'na yükseldikçe yeşil renkler yerini kızıl renge bırakmış, ve adeta bir hüzün sergiliyorlardı. Yanmış, ardından yıkılmış devlere benziyordu ulu Kızılçamlar. Ateşin hızlı geçip, tümüyle yakamadığı Çilek Ağaçları ise, dallarını eğmiş, ormana girmek isteyen, kendilerini katleden insanlara engel olmak için, 'bir daha gelmeyi buraya' dercesine, kalan son gücünü kullanarak dallarıyla yolları kapatmak ister gibiydiler bu kez. Orman hüzün kokuyordu. Buradaki hüzün kokusu ise ateşti. İnsanların her ne amaçla olursa olsun, haksız ve acımasızca yaktığı ateş...
Bence bu yolculuğu kelimelerle anlatmak zor. Ne gerek var ki, resimler ortada, onlar herşeyi anlatıyor zaten. Her resim bir ağaç, bir gelecek, bir nesil, bir acı.
Bir orman yangının boyutunu daha iyi kavramak açısından burada küçük bir açıklama yapmak istiyorum:
Bu Yaz sadece Manavgat - Beşkonak'ta çıkan orman yangınında yaklaşık 12.000 Hektar orman alanı kül olmuştur.
Bakalım yaklaşık kaç tane ağaç yanmış? (12.000 Hektar 17.000 futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kapsar)
12.000 Hektar 120.000 Dekar olduğuna göre,
120.000 Dekar da 120.000.000 metrekare olduğuna göre,
ortalama 10 metrekarade bir ağaç yetiştiğini varsayarsak,
12.000.000 ağaç yanmıştır. Kelimeyle ifade etmek gerekirse 12 Milyon ağaç demektir yanan.
Yani İstanbul'da yaşayan insanların tümünün ağaç olduğunu varsayarsak, tüm İstanbul nüfusu yok oldu demektir. Bu örneği yanan ormanları daha iyi tahmin edebilelim diye yazıyorum...
Not: Sevgili Binrotalı'lar, bunlar büyük rakamlar, aranızda matematikçi vardır, bir hatam varsa uyarın beni, bundan gerçekten memnun olurum!
Bahsettiğim ormanın görüntüsü bir zamanlar böyledi. Ekim ayı geldiğinde Toros Dağlarında, ormanların alçak kesimlerinde kelimenin tam anlamıyla 'yer, gök' Dağ Menekşeleri ve Güz Çiğdemleri ile dolar. Ormanlar bir renk şölenine bürünür...

Bir varmış, bir yokmuş....
''Tesadüfen dikildim,
Asırlarca büyüdüm,
İnleyerek yıkıldım!''
Bu dizeler ağacın acısını anlatır, bu acıda yıllar, nesiller, geçmiş ve gelecek saklıdır. Bu acıda, ağacın heybeti kadar heybetli bir acı saklıdır...



Yanmış, yıkılmış ve yıkılan Kızılçam ağaçları - onlarca yıllık emeğin yok oluşu...
Bir savaş alanını andıran görüntüler ve yanık kokusu...

Doğanın isyanı. İnsanlar her ne kadar gaddar olursa olsun, bu çilek ağacı fidanı başını küllerin arasından çıkararak olanlara siddetle inat ederek, sıkılmadan, usanmadan, tekrar başı dimdik, kendini yaşama hazırlıyor.

Merhaba, dünyaya hoş geldin, Çilek Ağacı (Lat. Arbutus)!

Bir tane daha.....
Bakmayın bu ağaçların hala ayakta durduğuna. Bunlar ölüp te ayakta kalanlar, en geç 2 ay sonra bunlar kesilip, yerine yenileri dikilecektir. Bu ormanın tekrar yangın öncesi haline gelmesi en az 50 yıl sürecek. Tabii, bu 50 yıl içinde tekrar yeni bir yangın olmazsa...

Bunlar Sonbahar renkleri değil, bir orman için ölümün renkleri...
Bu Sonbahar Çiğdemlerinin (Colchicum autumnale) bazı dillerdeki adı 'zamansız açan'dır. Ve Sonbaharda kural tanımadan açar. Aynen burada olduğu gibi.

Küllerin arasındaki yaşam...
Hayat tekrar başlıyor! Küllerin içinden doğan bir ışık gibi Dağ Menekşelerinin (Cyclamen)hayata dönüşü.


Bir çilek ağacı...


Bu ağaçlar tekrar yeşermeyecek...
Ne dersiniz, sevgili Binrotalı'lar, Ormanlarımız bu şekilde çok daha güzel değil mi?

Bunlar Olympos'ta Temmuz ayında çıkan yangına ait sadece bazı görüntüler. Yerli ve yabancı birçok insanın büyük bir sevgiyle yürüyüp, gezdiği bu doğa yürüyüşü parkuru elbette artık gezilemeyecek. Gezilse bile o eski, veya yukarıda görüldüğü görüntüye onlarca yıl sahip olamayacak. Biz ormanlarımızı bilinçli bir şekilde sevmediğimiz sürece bu bitmez, tükenmez olduğunu zannettiğimiz (bu elbette böyle değil!) bu ormanlar daha çok yanacaklar.
Ama en önemlisi, yanan ormanlardan çok daha önemli, yangında ölüp giden keneleri unutmamak lazım. Onlara da Allah rahmet eylesin :-)
Bu tür zihniyetleri ciddiye almamanız dileğiyle, Sağlıcakla kalın,
Yüksel