Önceleri hiçbirini bilmezdik. Kilometrelerce öteden turistler gelir giderlerdi. Oysaki biz yanıbaşımızdaki zenginliklerden bihaberdik. Derken farkına vardık ve adına Olimpos dedik, kısa sürede tükettik. Artık Olimpos'un karmaşası, kalabalığı yeni yerler aramaya itmişti bizleri. Kelebek Vadisi'ni keşfettik. Günübirlik gezi teknelerinin istila etmesi uzun sürmedi bu cennet parçasını da. Daha uzaklara, erişmesi daha zor yerlere gitmeliydik. Öyle bir yer ki, doğayı, dinginliği sevmeyenlerin, imkansızlıkların yarattığı imkanları göremeyenlerin gelemeyeceği. Orayı bulduk ve bu sefer adına Kabak Koyu dedik.

Kabak Koyu, Ölüdeniz'den güney istikametine doğru ilerleyen Likya Yolu'nun durak noktalarından biridir aynı zamanda. Ulaşım iki şekilde gerçekleşir : Ölüdeniz'den kalkan Faralya dolmuşlarıyla ya da yakın bir koydan kiralanacak tekneyle. Bunlardan tekne kiralama seçeneği bölgenin turistik bir bölge olması sebebiyle fiyatların çok da uygun olmamasından pek tercih edilen bir metod değildir. Biz de yolculuğumuza Ölüdeniz dolmuş meydanından bindiğimiz Faralya dolmuşuyla başladık. Minibüs tepenin yamacındaki stabilize yoldan son sürat ilerlerken biz yolu mu gözlesek yoksa Ölüdeniz’in o muhteşem manzarasını mı seyre dalsak karar veremedik. Bir yandan minibüsün içine dolan tozun toprağın ve yolun verdiği endişe, bir yandan da iyi ki yol böyle kötü,yoksa Kabak Koyu da Olimpos’un akıbetini paylaşırdı düşüncesi yolculuğu daha da ilginç kılıyordu. Kelebek Vadisi’ni de şöyle bir tepeden gördükten sonra 40 dakikalık bir yolculuğun ardından dolmuşun son varış noktası olan Faralya köyündeyiz.

Faralya köyü deniz kıyısından birkaç yüz metre tepeye kurulmuş, Kabak Koyu’na yapacağımız yaklaşık 20 dakikalık patika yürüyüşünün başlangıç noktası. Faralya köyü de tatilcilerin sıkça tercih ettiği sevimli köylerden biri. Dolmuştan iner inmez sizi ilk karşılayan çeşitli bakkal ve dinlence yerlerinin sahibi köylülerin “Hoşgeldiniz” nidalarıdır. Eğer yanınızda içecek birşeyleriniz yoksa buradaki bakkallardan faydalanabilir, en azından bu sevecen insanların gönlünü de alabilirsiniz. Alternatif olarak hemen yol kenarında bulabileceğiniz çeşmeyi de kullanabilirsiniz.

Kabak Koyu ağaç evlerden ve çadırlardan ibaret 10 kadar kampa sahip bir vadi aslında. Faralya köyünden itibaren bu kampların rengarenk tabelalarıyla işaretlenmiş patikaya giriş yapılarak 20 dakikalık bir vadi inişi gerçekleştirilir. Bu iniş esnasında vadinin muhteşem manzarası yüzyıllardır kullanıldığı söylenen bu patikayı daha tadına doyulmaz bir hale getirir. Burada dikkat edilecek nokta aynı zamanda Likya Yolu’nun bir parçası olan bu patikada kırmızı-beyaz çizgilerle işaretlenmiş rotayı takip etmek gerektiğidir. Bilenler bilir, yaklaşık 500 km uzunluğudaki Likya Yolu bu kırmızı-beyaz boyalarla işaretlenmiştir. Patika inişinin özellikle yaz mevsiminde yapılma ihtimali yüksek olduğundan her ne kadar keyfli gelse de dönüşte bu patikanın tekrar çıkılması gerektiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla yanımıza alacağımız eşya miktarına dikkat etmek gerekir. Bu arada yeri gelmişken söyleyelim, Kabak Koyu’nda herhangi bir bakkal ya da benzeri satış yeri olmadığından giderken yanımıza makul miktarda abur cubur almak faydalı olabilir.

Patikanın sonuna varıldığında artık denize kıyısı olan bir düzlüğe ulaşmışız demektir. İşte bu geniş alanda 10 kadar kamp, vadinin çeşitli yerlerine serpilmiş durumdadır. Kamplarda ağaç evlerde kalınabileceği gibi kendi çadırımızda da kalabiliriz. Biz Turan kampın ağaç evlerini tercih ettik. Turan kamp aynı zamanda en eski kamp yerleşimi. Kamplarda fiyatlar aşağı yukarı aynı ve 2008 yılı itibariyle sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil konaklama 40 ytl civarlarındaydı. Kamp alanlarına su ve elektrik ulaştırılmış. Fakat klima gibi lükslerin olmadığını söyleyelim. Su da vardır var olmasına ama emin olun doya doya duş yapacak kadar bol değildir. Kısaca demek istediğim keyfine düşkün olanların uzak durmasında fayda var.

Kampa yerleştikten sonra yapılacak ilk şey elbetteki denizin yolunu tutmak. Kaldığınız kampın konumuna bağlı olarak sahile olan uzaklık değişkenlik gösterebilir. Yine de 5 dakikalık bir yürüyüş mesafesini geçmeyeceği söylenebilir. Deniz Fethiye bölgesinin her koyu gibi oldukça temiz ve güzeldir. Sahil kum ve taş karışık bir yapıdadır. Sahilde tahmin edersiniz ki şezlong, şemsiye gibi lüksler yoktur. Fakat güneşli saatlerde altına 20 kişinin sığdığına şahit olduğum kimin tarafından yapıldığı belli olmayan küçük bir gölgelik vardır. Genelde sahil kalabalık değil, hatta çoğu zaman bomboştur. Sanırım Kabak Koyu’nun cazibesi biraz da bu ıssızlık hissinden geliyor.

Gündüzleri sahilde saatlerce denizin sesini dinleyerek ya da kamp alanında bulacağımız bir gölgelikte tembellik ederek arka plandan gelen Bob Marley şarkılarıyla zamanımızı geçirirken, akşamları kamplarda yapılan aktivitelere ve ateş etrafı sohbetlerine katılmak mümkün. Telefonların bile çekmediği bu yerde gün olduğundan daha uzun gelir insana, hiçbirşey yapmak zorunda olmadan geçirilecek uzun bir gün…
Bir rivayete göre buzul çağını yaşamayan çok az yerden biri olan Kabak Koyu o bildiğimiz klişenin aksine keşfedilmemeyi bekliyor. Çünkü buranın sakinleri de müdavimleri de keşfedildiğinde huzurlarının kaçacağından endişeli. Neyse ki ulaşımı zahmetli, konaklaması konforsuz olduğundan bu zahmete katlanamayacak olanlar gelemiyor henüz.