HİNDİSTAN'A AYAK BASTIM
1 milyardan fazla insanın yaşadığı bir ülkeden ne beklenir ki zaten? Trafik akıl almaz bir keşmekeş; hatta kural var mı, bilen yok!
Korna sesinden başka bir şey duyulmuyor !!!
Hintçe ve İngilizce’nin resmi dil olduğu ülkede 21 farklı dil konuşuluyor. Herkes rahat, mutlu, güleryüzlü; yoksulluk var tabi ki ama Pakistan'daki gibi adama yapışmıyorlar. En azından taksiyle, motorsikletle ya da yürüyerek daha rahat gezilebiliyor Hindistan'da. Turist çok olduğu için de alışmışlar sanırım; yine de farklı ırktan biri çok ilginç geliyor bir çoğuna... Genellikle iç bölgelerden gelenler fotoğraf çektirmek istiyorlar yanyana…
Bir fotoğraf çekilebilir miyiz?
Hindistan dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve Çin’den sonra en kalabalık nüfusuna sahip olan bir ülke, ve dünyanın en büyük demokrasisi. Başkent Yeni Delhi’nin nüfusu 18.000.000. Hindistan denince ilk akla gelen Bombay ise Maharaştra eyaletinin başkentidir ve şehir merkezi 14.000.000 nüfusu barındırmaktadır. Metropol bölgesi ile birlikte 20.000.000 nüfusu ile dünyanın en büyük şehridir Bombay… %81'i hindu olan halkın arasında %18 de müslüman var. Sihizm, hıristiyanlık, budizm ve jainizm ise diğer yaygın dinler arasında yer alıyor. Her dinden insanın barış içerisinde yaşadığı Hindistan bu kültürel farklılıkları çok iyi değerlendirmiş bir ülke bence.
Hindistan'ın yerel kıyafetleri
6 saatlik bir uçuştan sonra Delhi havaalanındayım. Her şey çok ucuz Hindistan'da! 45 dakikalık havaalanı - şehir merkezi arası “pre-paid” taksilerle 300 ruble (yani 6 dolardan az). Bütün gün taksi kiralayıp her biri şehrin başka bir ucunda olan "görülmesi gereken yerler" sırasını takip etseniz bile vereceğiniz ücret 25-30 doları geçmez. Hem zaten taksi şoförü de size yeni yerler göstermekten zevk duyacaktır. İşte Yeni Delhi'de 2 günlük zamanda gezebildiğim “görülmesi gereken yerler” listemiz:
Bangla Sahib : 17. yüzyılda bungalov olarak yapılmış tapınakta, Guru Har Krishan zamanında çiçek hastalığı ve kolera, bahçedeki su kullanılarak iyileştirilirmiş. Günümüzde de halen bu su, tapınağı ziyaret eden sihler ve hindular tarafından evlerine götürülüyor. Burası sihler ve hindular için bir “hac” mekanı olarak biliniyor. Ayakkabıları dışarda bırakıp ayakları yıkayıp girmeniz gerekiyor, söylemedi demeyin...
Kutub Minar (Qutb Minar) : Unesco’nun Dünya Mirası listesinde yer alan minare, hint-islam mimarisinin ilk örneklerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. 1193’te ilk müslüman hükümdar Qutb-ud-din Aibak tarafından inşa ettirilmeye başlanmış, 1386’da Firoz Shah Tughlaq zamanında bitirilmiştir ve dünyanın en yüksek tuğladan yapılmış minaresi olarak bilinmektedir. 379 basamakla çıkılan minare 72 mt yüksekliğindedir.
Qutb Minar'dan bir görünüş
Lotus Temple : 1986’da yapımı tamamlanan tapınak Hindistan yarımadasının “Mother Temple” ı olarak geçiyor. Tamamı beyaz mermerden yapılmış, 9 kapıdan 2500 kişilik merkez salona ulaşılan ve salonun tavan yüksekliğinin yaklaşık 40 mt olduğu tapınağın mimarı İranlı Fariborz Sahba. Adından da anlaşılacağı gibi tapınak lotus çiçeği şeklinde ve bahçesinde 9 adet büyük havuz ile birlikte toplam 10,5 hektarlık alan kaplamakta. Özellikle hinduların dini bayramlarında günde 150.000 kişi ziyaret ediyor ve yılda 4.000.000 ziyaretçi kabul ediyor ki bu rakam Eyfel Kulesi ve Taj Mahal’den bile fazla. Tapınakta resim ve heykeller olmadığı gibi mimber, sunak gibi kürsüler de bulunmamaktadır. Ayakkabılar yine dışarda J
Tapınağa yaklaşırken...
Bembeyaz mermerler ve havuzlardan biri
Lotus Temple'ın 10,5 hektarlık bahçesi
India Gate : Paris'teki Arc de Triomphe benzeri bir kapı olan anıtın altında 1.Dünya Savaşı’nda ve Afgan Savaşları’nda ölenlerin anısına yapılmış bir kaide var. Hindistan’ın 1947 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra anıt “Meçhul Asker Anıtı” olarak akıllarda yer etmiş. Çevresi park gibi düzenlenmiş bu alanda, Delhi'liler sıcak günlerin acısını çıkarırcasına akşamları festival havasında eğleniyorlar. Dondurma arabalarının gezdiği, çocukların çimlerin üzerinde oyunlar oynadığı, baloncuların uçan balonlar sattığı bu meydanda hayat bir başka güzel J
India Gate
Delhi'den arabayla yaklaşık 3 saat uzaklıkta olan Tac Mahal’e ise günübirlik bir gezi ayarlamak gerekiyor. İnşallah bir dahaki sefere J Bu arada unutmadan Delhi, Jaipur ve Agra'nın oluşturduğu üçgene "Golden Triangle" diyorlar. Bu şehirlerde gezilecek yer çok J
Her şey çok ucuz olmasına rağmen taksicilere özellikle dikkat etmenizi öneririm. Turist mağazaları ile anlaşmalı olduklarından sizi alışveriş için en turistik mekana götürmeye kalkabilirler ama merak etmeyin eninde sonunda istediğiniz yere ulaşacaksınızdır J
Turistik alışveriş merkezlerinden biri olan State Emporia, merkeze çok yakın bir yerde halıların, kilimlerin, mücevherlerin, gümüşlerin satıldığı bir kapalı çarşı. Görmek için gidilebilir, tabi ki turistik fiyatlara dikkat etmeniz ve her zaman pazarlık yapmanız gerekir. Bizimkilerden farklı tarzda el yapımı halıları var.
Delhi'nin en meşhur otelleri, Angelina Jolie’nin de Hindistan gezisi sırasında kaldığı The Imperial ve Shangri-La Hotel. Konuştuğum taksi şoförü hintlilerin, tekel oluşturdukları düşüncesiyle, bu otelleri sevmediklerini söyledi.Yine de ilk gidişinizde ne yiyeceğinizi ve nerede yatacağınızı düşünmeden rahat etmek, aynı zamanda da merkeze yakın olmak isterseniz buralarda kalmanızı tavsiye ederim.
İç hat uçuşlarınız için Air India ve Air Indigo'yu kullanabilirsiniz; ucuz değildir, aman dikkat! Bunların dışında birçok farklı havayolu da mevcut ancak charter olarak çalıştıkları için aldığınız bilete bile güvenmeyin derim. Son anda “Uçuş iptal oldu” gibi bir haberle açıkta kalabilirsiniz.
Gelelim gezinin en keyifli kısmınaaaa : Goa.
Özellikle İngilizlerin tatil bölgesi olan Goa, Hindistan'ın en güvenli yeriymiş. Hatta taksi şoförümüz "Çantanızı bırakın yolun kenarına, yarın gelin, burda bulursunuz" diye gururla anlattı. Havaalanından otele kadarki yolda gözümü manzaradan ayıramadım bile : yemyeşil yağmur ormanları ve okyanus ile gökyüzünün birleşiminden oluşan hafif sisli bir görüntü. Sisli diyorum çünkü tam muson yağmurları zamanı.
Otele giderken
Etrafta başka hiçbir şey yok bu güzelliği bozacak; evler zaten tek katlı minik minik, muson ormanlarının muhteşem ağaçlarının altında kalmışlar. Muson zamanı olmasına rağmen mi desem yoksa iyi ki mi desem, manzara muhteşem! Yazın güneşin pırıl pırıl parladığı zamanı düşünemiyorum bile...
Merkezdesiniz, yağmur ormanlarının arasında...
Kuzeydeki Calangute plajı bence bu sahildeki en güzel plaj; hem yerleşim alanları daha az hem de denize direk ulaşabiliyorsunuz. Ormanın içinden yürüyerek toprak bir yoldan okyanus kenarına çıkmak kadar güzel bir duygu olamaz diye düşünüyorum...
Calangute Plajı
Kaldığımız otel 3 yıldız ayarında, bungalovlar şeklinde 79 odası bulunan Vila Goesa. Şu anda sezon dışı bir zaman olduğundan odalar uygun fiyatlı, gecelik 20 euro... En lüks oteli Taj Hotels ve gecelik 200 euro'dan başlıyor.
Vila Goesa'nın bungalovlarından biri
Bir yerden bir yere ulaşımı hiç dert etmeyin, varsa merakınız bir scooter kiralayın; her yer düz ayak olduğu için kullanması çok rahat ama yine de diğer motorlu araçlara, bisikletlilere ve yayalara dikkat J (eh geriye bir şey kalmadı zaten dikkat edilmeyecek) Taksiyle kuzeyden güneye gezmek isterseniz günlük kiraları 25 usd civarında. Ama bir günde gezmeyi bitirebileceğinizi sanmıyorum; herbiri birbirinden güzel tapınaklar var dört bir yanda, şelale bölgeleri, seyir mekanları ve bir de plajlar... Otantik yerde yemek yemek isterseniz "Martins Corner"; biraz daha modern Avrupai bir mekan isterseniz "Tito's" derim. Akşamları da bar - disco haline geliyor, bilginize…
Biraz da genel bilgiler verelim : Bahşiş verecekseniz 1 usd deli para J Pis mi oralar, yemekler yenebiliyor mu diye soruyorlar en çok. Çok baharatlı seçmediğiniz ve bir öğünde bir çeşit yemek yediğiniz sürece hiçbir şey olmaz. Hatta çok da güzel yemekleri olduğunu söyleyebilirim J Yıkık dökük binalar, kazılmış yollar, eski arabalar görebilirsiniz yollarda ama Pakistan'daki kokudan eser yok orda. Eğer hassas bir bünyeniz varsa aşıları ihmal etmeyin ama ben sivrisinek dışında garip böcekler görmedim diyebilirim.
Hindistan başlı başına bir efsane bence ve en az 2 haftalık bir zaman ayırmak gerektiğini gördüm ben bu seyahatte. Gitmek isteyenlere şimdiden iyi yolculuklar dilerim. Her şey gönlünüzce olsun Binrotalılar!