09 Eylül 2010 Perşembe
Hoşgeldiniz,   Üye olmak için tıklayınız | Şifremi unuttum
Kullanıcı Adı:   Şifre:  
YukselYilmaz
Carpe Diem

» Yazarın Diğer Yazıları
1682
Puan
Gezdiği Yerler: Nepal, Hindistan, İngiltere, İskoçya, Kırgız Cumhuriyeti, Türkmenistan, Thailand, Venezuela, İran, Irak, Azerbaycan, İsveç, Almanya, Hollanda, İtalya, Avusturya, İsviçre, Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Polonya, Belçika, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan ve Türkiye' nin 60' dan fazla ili.








Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 1310
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 73

Del.icio.us

İlgili Geziler
Tarihi Yarimada Fotograf Turu

Kayakla 3 haftada Doğu Anadolu – Ağrı Dağı (3)
Türkiye > Doğubayazıt
Kategorisi: Macera     |     Gezi Tarihi: 10 Mart 2009 Salı     |     Yazı Tarihi: 20 Haziran 2009 Cumartesi

                                                                                                                            benim emektar kayaklarım


Umarım bu yazı bu sıcak günlerde biraz olsun içinizi serinletir:-)

 

Erzincan’dan sonraki yolculuğumuz Doğubayazıt ve Ağrı Dağına devam ediyor. Ağrı Dağı dağcılıkta Türkiye sınırları içinde zorluk açısından gelinecek en son nokta olmasa bile, en azından en yüksek noktadır. Ağrı Dağı’na Yıldırım Beyazıt Öztürk ile çıkmayı planlarken, son anda bizim firmanın 3’ü kadın 5 İsviçreli müşterisinin rehberliğini yapma görevini alıyoruz üstümüze. İsviçrelilerin nasıl dağcı olduklarını bilmiyoruz, ancak iyi kayakçı olduklarından da eminiz, çünkü Avusturya ve İsviçre geleneklerine göre bir bu ülkelerde birine kayak yapmasını bilip, bilmediğini sormak bile hakaret olarak kabul edilir. İşin kısası, Avusturya’da ve İsviçre’de kayak yapmasını bilmemek ayıp sayılıyor:-)


                                                                           Ağrı Dağının 5.137 metrelik heybeti


Doğubayazıt’ta son hazırlıklarımızı yapıyoruz, yemek alışverişi, İsviçrelilerin izin işlemleri, vs.. Yıldırım dağ mihmandarı, bende dil rehberi görevini üstleniyorum. Bir gece otelde kaldıktan sonra, sabah erkenden eşyaları minibüse yüklüyoruz ve tozlu, toprak yollardan Eli Köyüne gidiyoruz. Eşyaları burada atlara yükleyip yola koyuluyoruz. Kamp eşyaları ve bizim şahsi eşyalarımız için 6 tane at devreye tutuyoruz. Biz ise sadece küçük sırt çantalarıyla yürüyoruz.


                                                                                      Malzemeler atlara yükleniyor


Ben 7 yıldan bu yana Ağı Dağına tırmanırım ve son 7 yılda bu dağda bu kadar kar görmedim. Mart, Nisan ve Mayıs ayında kar sınırı genellikle 2.900 metre irtifada olur ve ana kampımızı sürekli buraya kurarız. Ancak bu yıl 2.650 metrede bile 70 santim kadar kar vardı ve atlar buradan yukarıya çıkamadı. Kampı buraya kurmaya karar veriyoruz. Çadır yerleri açmak için 1 saat kadar küreklerle çalışmak zorunda kalıyoruz. Ve nihayet kampı kuruyoruz.


                                                                               Kamp yerinde bile 70 santim kar


Bundan sonra da bir buçuk metre yüksekliğinde, yarım metre eninde kardan bir duvar inşa ediyoruz. Üzerine elimizdeki tüm içecekleri diziyoruz. İsviçreliler gelirken ev yapımı sert içkiler getirmişler, bunları da diziyoruz sıraya. Bir buz kazmasını bunların yanına diktikten sonra da barımızın adını koyuyoruz: “Kazma Bar”:-)


                                                                                                           "Kazma bar"


                                                                                                  Dağcı kardan adam


İşin eğlencesine kaçıyoruz ve bir de kardan adam yapıp, üzerini dağcılık malzemesi ile süslüyoruz. Akşam yemeğine kadar bir şey içiyoruz. Akşam güneşin batmasıyla birlikte hava soğumaya başlıyor. İsviçreliler içkiyi fazla kaçırmış olacaklar ki, yemekten sonra erkenden yatıyorlar. Biz Yıldırım ve Ali abi ile yemek çadırında sohbet edip, Yıldırım’ın cep telefonundan türküler dinliyoruz.

“Abi”, diyor Yıldırım, “bu türküler bizim için derlenmiş. Baksana, dağlarımız neredeyse bütün türkülerde işlenmiş.”

Doğru bir tespitti bu, türkülerimizde âşıkların kavuşmasına engeldir dağlar. İnsanların saygı duyduğu, yüce, aşılmaz engellerdir dağlar. Biz Yıldırım’la Ağrı dağında ilk zamanlar kendimizce müzik yapardık kamplarda. Yıldırım o kadife sesiyle türkü söyler, ben ney üfler, o zamanlar bizimle beraber çalışan Kamil de bağlama çalardı. Bazen de onun o güzel sesini sade olarak dinler ve enstrümanlarımız bile onu dinlerdi. Neredeyse hiç uyumadan tırmanışa gittiğimiz faaliyetlerimiz olmuştu türküler uğruna. Çadıra giderken termometreye bakıyorum, eksi 12 derece. İşte şimdi soyunup, o buz gibi uyku tulumuna girmek insana ölüm gibi geliyordu. Kar yağmaya başlıyor. Henüz yatmamış olan Ali abiye sesleniyorum: “Ali abi, aman biralar, onları dışarıda bıraktık, içeriye al da donmasınlar:-)


Sabah hava pek iç açıcı değil. Bayan dağcı arkadaşımız İsmet Erzincan’dan Antalya’ya dönmüş, bize günde üç kez Ağrı Dağının 3.000, 4.000 ve 5.000 metrenin dört günlük hava raporunu veriyordu. Bu hizmeti nereden mi alıyoruz? Birilerinin işine yarar diye yazıyorum: www.snow-forecast.com diye bir web sitesi var, buradan saat, saat güncel hava raporunu alınabiliyor. Kaç metre irtifada, kaç santim kar yağacağını bile bildiriyorlar:-)

                                                                                           4.000 metrede kar yağışı


Bize lazım olan 3 gündü ve havanın açık olduğu sadece üçüncü gün, o da sadece yarım gün olarak açık veriliyordu. Havada küçük bir değişme olacak olsa, zirve şansımız asgariye iniyordu.

Yıldırım’la ince hesap işine dalıyoruz. “Yıldırım ne dersin, adamlar sağlamsa sıkı dağcıysalar, ben de onları ikna etsem de yarın zirveyi buradan denesek?” Yıldırım hiç düşünmeden cevaplıyor: “Bana göre hava hoş, abi, vur kaç yaparız, güzel olur!” İlk gün hedefimiz irtifa uyumu için 4.000 metreye çıkmak ve ardından kayarak ana kampa inmek. Rutin işler yapılıyor, biepslerin kontrolü, fok derileri kayakların altına yapıştırılıyor ve Yıldırım ile önden sıra, sıra iz açarak yükseliyoruz. Yabancı dağcılardan 50’sine merdiven dayamış Simone isimli bir kadın çok güçlü ve arada sırada iz açmak için önümüze geçiyor.



                                                                           İnerken kar harika, ancak görüş kötü


Kar yükseliş için çok zorlu, kayaklar her adımda yaklaşık 40 santim kadar batıyor. Birçok yabancı grupla kayaklı tırmanış yapmıştık geçmişte, ancak bu grup toplu olarak hem çok iyi bir uyum içinde, hem de çok güçlü, yorulmak nedir bilmiyordu. Saatte 600 metre irtifa alıyorduk ve neredeyse hiç mola vermeden 3 saate kalmadan hedefimize ulaştık. Görüş mesafesi çok iyi olmadığından ve taze yağan kar da üstünü örttüğünden, birkaç gün önce yukarıdan gelmiş bir çığın üzerinden yükseldiğimizi sonradan fark ettik. İkimizin aklından aynı şey geçiyor: “İyi ki kampta kimse yokmuş!” Çığın boyutu korkunç, henüz Ağrı Dağında görülmemiş uzunlukta bir çığ bu. “Olurda yarın gece kampta kalmamız gerekirse, kampı nereye kuracağız?” diye soruyor Yıldırım. “Orada kurmayacağımız kesin” diyorum ve gülüyorum. Biraz mola verdikten sonra inişe geçiyoruz. Kar bir harika, o kadar güzel bir toz kar var ki, kayarken kayaklar görünmüyor bile. İsviçreliler müthiş bir teknikle kayıyorlar. Bizde çok iyi kayakçı olmamıza rağmen, bize ufak tefek hatalarımızı söyleyip, bunları düzeltmemizi sağlıyorlardı (zaten ben hayatımda kayak dersi almadım ve kayağı pistte değil, Ağrı dağında öğrendim. Ve öğrendiğim her şeyi de yabacı dağcılardan öğrendimJ). Bir saatlik kayak keyfinden sonra doğru “Kazma Bar” da buluşuyoruz:-)


                                                                                                       Kampa inerken

 

Akşam yemekte ben “vur kaç” konusunu açıyorum. İsviçreliler dünden razıymış meğer. Karar alınıyor, gece 4’te zirve için yola çıkıyoruz. Ali abi bizden çok seviniyor, çünkü üst kampa çık, kamp kur, eksi 20’lerde yemek yap, geçekten akıllı bir insanın yapacağı iş değil. Kendi aramızda kullandığımız bir terim vardır zaten bizim: “Alpinizm mazoşizmdir!”

 

Çok yorucu bir gün olacağını biliyoruz, ama karşılığında da şansımız yaver giderse, zirveyi Yıldırım’ın deyimiyle “vurup kaçağız”, hem de ayni gün Doğubayazıt’ a kadar kaçmak kaydıyla:-)

 

Gece Ali abinin kahvaltısından sonra yola çıkıyoruz. Hava bulutlu ama, bulutlar yükselmeye eğilimli. Snow-forecast.com’un raporu tutacak gibi. Ali abiye talimat veriyorum. Ben yukarıdan aradığımda atçıları çağıracak ve indiğimizde kampı toplayıp, hemen Doğubayazıt’a ineceğiz. Gecenin karanlığında tırmanışa başlıyoruz.


                                                                   Henüz hava aydınlanmadan yola çıkıyoruz


Hızımız çok iyi, ancak yükselmemiz gereken irtifa için birçok tecrübeli dağcı bile tek kelimeyle ‘delilik’ der. Tam tamına 2.500 metre yükselmemiz gerekiyor. Hem de oksijenin gitgide azaldığı bir yükseklikte, üstelik kar yumuşak olduğundan, çok yorucu şartlar altında. Zaman, zaman hava kar atıyor, ama umutlu bir şekilde devam ediyoruz. Şansımıza hava çok sakin, rüzgâr yok. Yukarıda rüzgâr ve tipi yoksa görüş olmadan da çıkabileceğimizi biliyoruz. Bunun için de yine teknolojiye güveniyoruz. Hem Yıldırım’da, hem bende GPS var. 4.700 metreye yükseldiğimizde ise hava iyiden iyiye açıyor.


                                                                                                                               Yükseldikçe hava açılıyor


                                                             Büyük zorluklara rağmen büyük keyif alıyoruz


Ancak korkunç bir yorgunluk başlıyor, adımlar ağırlaşıyor. Son 400 metreyi yükselmek tam bir saat sürüyor. Zaman, zaman bize iz açarken yardımcı olan Simone bile son 1.000 metrede iz açmaktan vazgeçiyor ve bana ikide bir Yıldırımın ne kadar güçlü bir dağcı olduğundan söz ediyor.


                                                                                                 4.700 metrelerdeyiz


                                                                                                            4.800 metre


Ve 7 saatten az bir zamanlık bir tırmanış sonunda zirveye ulaşıyoruz. Yabancılar çok bitkin düşüyorlar. Ama bunun asıl sebebi, irtifa uyumu olmadan yükselmeleri, çünkü bana göre bu 5 İsviçreli benim bugüne kadar Ağrı Dağında en güçlü gruptu. Ve zaten daha önce biz de tek parçada bu kadar büyük bir irtifa farkını geride bırakmamıştık.


                                                                                Yıldırım ve müşterilerimizden biri

 

Zirvede biraz dinlendikten sonra asıl macera başlıyor. Çıkışta umursamadığımız bazı yerlerden geçmek bizi ciddi, ciddi düşündürüyordu. Ağrı Dağının en dik yerleri 4.400 ile 4.700 metre arasındaki bölümlerdir, özellikle kar bol olduğu zaman düz bir duvarı andırır bu bölümler. Buraya geldiğimizde karın ne kadar derin olduğunu kestiremiyor ve bol, bol kayakların altlarını çiziyorduk. Ve bazen çığ düştü, düşecek. Artık Yıldırım ile sıra, sıra risk alıyorduk. Bazen Yıldırım o Anadolu duygusallığı ile sıra bana geldiğinde “Abi senin iki tane çocuğun var, dur, önce ben gireyim bu kulvara” diyerek riski kendi üstüne almaya çalışıyordu. Ben de gülümseyerek ona “tamam” deyip, ondan önce davranarak, kulvara dalıyordum. Ancak İsviçreliler bizi endişelendirecek kadar yorgun düşmüştüler. O müthiş kayak yapan insanların gücü öylesine tükenmişti ki, artık “bitsin bu işkence” der durumdaydılar ve kayak stilleri acemi kayakçılara dönüşmüştü. Dönüşlerine bile kar sapanı usulü dönüyorlardı. Birçok yerde çığ riskinden dolayı klasik rotamızdan sapıp, farklı yerlerden inmek zorunda kalıyorduk. Aşağılarda kar mükemmel olmasına rağmen, İsviçreliler kayaktan zevk alamıyorlardı ve kampa ulaşmaktan başka bir şey düşünemiyorlardı. Biz her şeye rağmen zevk alarak kayıyorduk.


                                                                                         Kampa kalan son metreler


Nihayet kampa ulaştığımızda Simone’ye göz kırparak takılıyorum:”Hani İsviçreliler çok iyi kayakçıydı?” Simone gülerek batonuyla üstüme yürüyor. Ali abi daha biz gelmeden kampı toplamış, bir tek bizim “Kazma Bar” ayakta duruyor. Gidip “barımızda” başarımızı kutluyoruz. İçkilerin ardından Doğubayazıt’a iniyoruz. Öyle korkunç bir yorgunluk çöküyor ki üstümüze, akşam yemeğini bile iştahsız yiyerek, erkenden yatıyoruz.


                                 Bazen kayak üstünde, ama at fırsatını bulunca da kaçırmıyorumJ

 

Sabah grup ile birlikte Van’a geçiyoruz ve dinleniyoruz. Akşam güzel bir yemeğin ardından Halay barda doyasıya eğleniyoruz.

 

Sabah Yıldırım’la vedalaşırken birden aklıma birşey geliyor: “Daha önce Türkiye’den kayakla 8.000’lik dağa çıkan var mı hiç?”

“Bildiğim kadarıyla yok, abi, niye sordun?”

“O zaman hazırla kendini, hemen sponsor aramaya başlayalım çünkü gideceğimiz dağa bizim maddi gücümüz yetmez, Eylül 2010’da Cho Oyu dağına gidiyoruz (dünyanın altıncı yüksek dağı, 8.200 metre). Hem de kayakla!”

“İnşallah” derken, Yıldırım’ın gözlerine bir ışıltı geliyor.

 

Böylece 3 haftada kayakla Anadolu gezisini kazasız, belasız, büyük bir keyif alarak tamamlamıştık.

 

Bu yaz günlerinde içinizi biraz olsun serinletmiş olabilmek dileğiyle …

 

Sevgilere,

Yüksel Yılmaz

Şehiriçi Ulaşım
Yaya
Şehirlerarası Ulaşım
Otobüs - Uçak
Konaklama
Sim - Er Hotel, İsfahan Hotel
Yeme-İçme
gazel güzel, Özurfa Restaurant
Eğlence
Yok
Görülmesi Gereken Yerler
İshak Paşa Sarayı
Alışveriş
Pasajlar



DİĞER DOĞUBAYAZIT YAZILARI
TÜMÜ

 ARKADAÞIMA GÖNDER
 

YAZI İLE İLGİLİ YORUMLAR

erenyetkin



20.06.2009 21:20
Yüksel Abi, senden ve Yıldırımdan da böyle bir tırmanış beklenirdi. Zorlu ve zorlu olduğu kadar da deli kuvveti isteyen bir tırmanış. Ki zaten senin daha önceden yaptığın tırmanışlar, Yıldırım'ın Eli köyünden Ağrı Zirve'ye direk tırmanışı gibi tırmanışlar da böylesine ağır tırmanışların kapısını açmıştır, ne de olsa deneyimin önceliği büyüktür dağlarda. Seninle de, Yıldırım ile de olan tırmanışlarımdan sonra tek şunu söyleyebilirim, bu ülkede sizden başka kimsenin kayaklı bir 8000'lik tırmanışını başarıyla yapabileceğini sanmıyorum. Siz bu yetiye, bu güce sahipsiniz umarım maddi açıdan da sıkıntı çekmez ve biran önce sponsorluk alırsınız. Yolunuzun açık olması dileğiyle...
vg



20.06.2009 21:36
ilk iki yazının devamı olan bu yazı veya macera diyelim gerçekten insanı harekete geçiriyor. Gerçi ben bırak tırmanmayı düz yolda yürüken zorlanıyorum :) kazma bar süpermiş :))
YukselYilmaz



20.06.2009 23:37
Sevgili Eren, yorumun için teşekkürler, ben de Yıldırım'ın söylediği tek kelimeliyi söyleyebilirim sadece: "inşallah":-)
maliho



20.06.2009 23:41
ekip olmak, güven ve dayanışmayının çok güzel sergilendiği bir macera, kazma bar bana da uydu, rakı ve kavunu düşünebiliyormusunuz bu tepelerde:) superr
YukselYilmaz



20.06.2009 23:51
Abi Rakı neyse de, kavun donar diye düşünüyorum. Onu aşağıda yesek?:-))
maliho



20.06.2009 23:59
çok güldüm, tabii ki olur Yüksel'ciğim, bir akşam gerçekten rakı kavun yapsak
moyiss



21.06.2009 00:04
yahu böylesine kıskandırırcasına maceralarını anlatan başka binrotalı görmedim ;))) sevgili yüksel, iyi hoş dağ tepe durmadan tırmanıp bizim göremediğimiz cesur olamadığımız noktalardan bakıyorsun da dünyaya bu kadar da ballandıra ballandıra anlatılmaz ki (: kalemine sağlık, sen döyl yazdıkça biz zevkle okuycaz.
necatiekm



21.06.2009 09:10
Geziden ziyade maceranızı bastan beri takip ettim. Son kısım gercekten nefes kesiciydi, fotoğraflar da harika! Tsk. ederim
mountainprince



22.06.2009 00:42
nefis bir macerayi bir solukta okuyup bitirdim,yazin bu yakici sicaginda sizinle oralarda hissettim kendimi,cho oyu plani harika,umarim en kisa zamanda sponsor bulursunuz,bizede bi seyler duserse elimizden geleni yapariz,sizin gibi guclu ve kalbinin derinliklerine dag sevgisi kazinmis arkadaslarin bayragimizi cho oyu nun zirvesine kayakla tirmanip dalgalandirmalarindan gurur duyariz .sponsor olabileceklerinde gurur duyacagindan eminim.yazilarinizi sabirsizlikla bekliyorum....sevgilerimle
Zeynep



22.06.2009 09:50
Bu sıcak hava da yazın çok güzel geldi keyifle ve imrenerek okudum.8000’lik tırmanışı başarıyla yapabileceğini eminim umarım biran önce sponsorluk alırsınız.
Toplam Kayıt: 10 Gösterim Adedi: ««  Önceki       Sonraki  »»
ARKADAÞIMA GÖNDER
Ana Sayfa | SSS | Yasal Uyarı | İletişim |   RSS
Copyright. All Rights Reserved. Binrota.com.
|