Bütün
ışıkları söndü garın. Kimse kalmadı benden başka. Bekleme odasının yalnızlığı
bu olsa gerek.Sabaha kadar hareketli olacağını düşünmüştüm oysa,Balıkesir
garından kalan bir yanılgı işte.Gecenin ilerleyen saatlerinde seyyar satıcılar
sabahlamak için geldiler gara. Beni yabancı bir turist sandılar galiba.
Sabah
06:30 ,sonunda yola çıkıyorum vangölü ekspresi
ile yalnız olayda bir gariplik var.Tren pulman yerine konpartman
şeklinde.Bilette yazan numaralı konpartmana giriyorum.Altı kişilik konpartmanda
dört bayan bir bay üç tane de çocuk bulunmakta.Bu gruba birde ben ekleneceğim.Bu
şartlarda Tatvan a kadar yolculuk etmem oldukça zor.Yolculuğun Sivas a kadar
olan bölümünü ayakta geçirdikten sonra konpartmana girip durumu izah edip
uyumaya başlıyorum.Akşam uyanıyorum ve yemek yemek için yemekli vagonu aramaya
başlıyorum.Treni baştan başa geçmeme rağmen yemek kokusunu bile hissedemedim.Tren
görevlisini bulup ümitsizce yemekli vagonu soruyorum.’oğlum bu trende yemekli
vagon yok’ diyor.Sanırım beş dakika sonra kendime geldim bu cevabın üzerine.kopartmana
geri dönüp elimdekileri gözden geçirdim.Sadece 2 tane poğaça.Tren çeşitli
istasyonlarda duruyordu fakat eşyalarımın güvenliğinden dolayı trenden
ayrılamıyordum.
Bingöl
ün Genç ilçesinden geçmekteydik. Bu ilçenin ismini sürekli terör haberlerinde duymuştum.
Bir trenin penceresinden yeni bir coğrafyayı keşfetme heyecanıyla bakıyordum.
Herşey normal diyordum içimden.Birkaç kilometre sonra her şey değişecekti oysa.Batı
Anadolu da birçok dağa tırmanmama rağmen hiç görmediğim sarp dağlar uzanacaktı
gözbebeklerime.Sonra terkedilmiş,yakılmış üzerinde kurşun izlerinin hala var
olduğu tren istasyonlarından geçecektim.Kondüktörlerin yerini çelik yelek
giymiş vücutları kurşunla kaplı,elleri tüfekli görevliler alacaktı.
Lise
yıllarında Yılmaz Erdoğan ın o ünlü şiirini ezberlemiştim.Muş ovasının yalancı
maviliğine bir vagonun penceresinden rüzgar saçlarımla oyun oynarken şahit
olacaktım ve ovadaki çiftçilerin 40 dereceyi bulan sıcaklığın altında,tek bir
ağacın gölgesi bile olmaksızın insan üstü bir sabır ve yetinme duygusu ile
çalışması yıllar sonra bile hafızamdan silinmeyecekti.

Yaklaşık
32 saat tren yolculuğunun ardından Tatvan a ulaştım.Orada beni bekleyen ve
geziyi birlikte yapacağım Şekip ile buluşup.Bitlis’in Güroymak ilçesindeki
evine giderek son hazırlıkları gözden geçirdik.80litrelik sırt çantam,mat ve
çadır halkın dikkatini hemen çekiyordu.Belediyeye ait itfaiye aracının şoförü
beni izlerken yoldan çıkıp yolun kenarına vurmuştu.Çocuklar ise tüm gezi
boyunca beni yabancı sanıp,bazen
bildikleri birkaç İngilizce kelimeyi söylemeye çalıştılar,bazen para istediler bazende o dönemde hazırkart
reklamına çıkan Tarkan a benzetip,Tarkan Tarkan diye bağırdılar.
İlk
durağımız Türkiye’nin en büyük krater gölü olan nemrut gölü ve dağıydı.Dağa
tırmanıp orada kamp kurmak için jandarma karakoluna gidip izin alınması
gerekliydi.Jandarmaya girişte görevli asker ‘abi silahları şuraya koyuyoruz
‘dedi.Dedim silahım yok ki benim.İlginç gelmişti bana.Görevli subaylarla
görüşüp izini aldıktan sonra Nemrut a doğru yola çıktık.
Tırmanışa
sabah altı gibi başlayacaktık.Akşam saatlerinde köye
vardık.Bölgede bulunan diğer köyler gibi yoksul kaderine terkedilmiş bir köydü.

Genelde
yaşlılar yaşıyordu köyün gençleri ekonomik nedenlerden dolayı Van a
gitmişlerdi.Evlerine konuk olduğumuz aile görülmemiş bir misafirperverlikle her
şeylerini bizimle paylaştılar.Evdeki kadınlar bizimle oturmuyor,aynı masada
yemek yemiyorlardı.Ev halkının çok azı Türkçe biliyordu.Küçük kız çocukları ise
neredeyse hiç bilmiyordu.Aralarından bazıları televizyon sayesinde birkaç
kelime öğrenmişlerdi.O köyde kadınlar için hayat güneş doğmadan önce
başlıyor,güneş battıktan sonra bitiyordu.Durmaksızın çalışıyorlardı.Saatlerin
bir hükmü kalmamıştı.Zaman gündoğumu ve günbatımından ibaretti. Bu gördüklerim
çok ciddi bir hayat öğretisiydi benim için.Nemrut un doğal güzelliklerinden çok
daha anlamlıydı bu hayatlar ,bu inanç,bu mücadele…

Sabahın
ilk ışıklarıyla yola çıkıyoruz.Yanımıza coğrafyayı bilen yaşı bir amca rehber
olarak katılıyor.Yaşından dolayı biraz tedirgin oluyorum.Bitlis te yolculuk
için hazırlık yaparken yöre halkı sürekli olarak yanınızda silah var mı diye
soruyordu.Hiç anlam verememiştim.Kendimizi korumak için yanımızda sadece
dirgen adı verilen bir tarım aleti vardı.

Yolculuk
sürecinde ani bastıran şiddetli bir yağmura yakalandık.Çadırı kurallara hiç
uymayan bir zemine kurarak ıslanmaktan kurtulduk.İlerleyen saatlerde rota
üzerinde o bölgede yaşayan bir çobanla karşılaştık.O güne kadar o irilikte
çoban köpeği gördüğümü hiç hatırlamıyorum.Kısa zaman içerisinde çay yaparak
elinde bulunan son yufkaları ve otlu peyniri bizimle paylaştı.Yaklaşık 8
saatlik yürüyüşün ardından gölün kıyısında yer alan kamp alanına vardık.

Çadırı
kurup hemen balık tutma çalışmalarına başladık.


Keyifli bir yemeğin ardından
çevreyi dolaşma fırsatım oldu.Gece sakin başlamıştı fakat ilerleyen saatlerce
çok büyük bir fırtına koptu.Şiddetli bir rüzgar ve durmak bilmeyen yağmur,çadırın
içerisinde rehin almıştı bizi.Bir ara cahil cesaretiyle çadırdan çıkıp yağmur
altında çadırın etrafına su kanalları kazdım.3 mevsimlik çadırım bu rüzgara zor
dayanıyordu ve fırtına bitmek bilmiyordu.Dağın yamaçların kaya parçaları
kopuyor,sesleri çok net duyuluyordu.O gece hayatımın en uzun iki gecesinden bir tanesiydi.(Diğeri Uludağ da ayak parmaklarımı
hissetmediğim geceydi) Nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum ama sabah muhteşem bir
hava vardı.

Hızlı bir kahvaltı yapıp çevreyi dolaştım ve bir ayının ayak
izleriyle karşılaştım.Orada ayı olacağı söylenmişti ama inanmamıştım.Öğleye
doğru minibüsle 2 bayan geldi.Konuşmak istedim ama Fransız olduklarını hiç
tahmin etmemiştim.Çok ilginç gelmişti bu durum.Nemrut ta 2 fransız bayan…
Nemrut Türkiye'nin
en büyük krater gölü
olup, adını MÖ 2100'de yaşamış Babil Hükümdarı Nemrut'tan alıyor.Biri sıcak,
iki krater gölü var. Soğuk göl 13 kilometrekare büyüklükte, derinliği 155 metre. Sıcak gölün
suyu 60 santigrat dereceye varıyor. Üç kilometrekare alana sahip. En derin
noktası 100 metre
civarında. Nemrut gölüyle ilgili coğrafi ve genel bilgi bu şekilde.Ama son
yıllardaki küresel ısınmadan ötürü sayısal değerlerde bir takım değişmelerin
olması muhtemel.
Gezi dönüşünde şansımız yardım ediyor ve bölgeyi
gezmeye gelen bir amcanın kamyonetine atlayıp Tatvan’a geri dönüyoruz.